YAŞAMAK

Eylül13

Bir geri dönüş yolculuğudur Yaşamak

Karşılaşmalar ile birbirine dokunmak,

Birbirini dokumak gerektirir.

İçimizdeki potansiyeli keşfetmeyi gerektirir, 

Geliştirip üreterek dünyalar yaratmayı gerektirir,

Mutlu olmayı, mutlu etmeyi gerektirir.

Yaptığımız her işe kendimizden  katmayı,

Kendi güzelliğimizde işler başarmayı gerektirir.

Sorumluluğunu alabileceğine sahip olabileceğini,

Sahip olabilmek için vazgeçebilmeyi,

Ve aslında sahip olabileceğinin

Kendinden ve düşlerinden başka bir şey olmadığını bilmeyi gerektirir.

                                                                                                                                   Sibel

posted under Genel | No Comments »

Yaşam macera aramak mıdır, yoksa kendisi bir macera mıdır?

Şubat23

Motorunla  çalışırken,  düşürdüğünde  ayağını  kaçıramamışsan,  bir  de  kırdığını  anlamamışsan,  ne  işten  ne  yaşamdan  geri  durmayıp  iyileştirememiş,  sonunda  ameliyat  olmuşsan,  iyileşmeye  çalıştığın  hafta  sonu  bir  de  kızın  atla  dörtnal  çalışırken  düşmüşse,  dışarıdan  bakan  bir  göz  size  macera  arıyorsunuz  diyebilir.

Peki  düşünüzde;  atla  kızınızla  birlikte  ülkenizi  gezmek  varsa,  köy  köy  dolaşıp  çocukları  ve  büyükleri  ağız  diş  sağlığı  konusunda  bilinçlendirmek  varsa,  motorunuzla  dünyayı  köy  köy  gezmeyi  amaç  edinmişseniz,  yeni  yerler  görmek,  farklı  ruhlar  tanımak  sizi  heyecanlandırıyorsa.  Bu  durum  olsa  olsa  maceraya  hazırlanmaktır.  Hedefiniz  uğruna  başınıza  gelecek  olanlara da  katlanırsınız.  Zor  olan  sevdiklerinizin  sizin  için  duyduğu  endişeye  göğüs  gerebilmektir.

Muhtemelen  şaşırtan  cinsiyetsiz  hissettiğim  ruhumun,  memnun  olduğum   bir  kadın  bedeni  taşıması. (Keşke  bacak  boyum  biraz  daha  uzun  olsaydı,  o  zaman  motorumda  daha  az  zorlanırdım.)

Böylece;  çok  çalışırken  ok  atıp,  at  binmek (ayağım  yüzünden  neredeyse  üç  dört  aydan  bu  yana  binemiyorum), ( bir  parantez  daha  açmak  istiyorum,  atla  araziye  çıkıp,  su  kenarı  ve  ormanda  gezmek  mutluluğa  ve  keyfe  arazi  olmaktır,  kendinizi  ormanın  perisi  hissedersiniz,  bambaşka  boyutlara  ulaşırsınız.)  macerayı  yaşamınıza  taşımaktır.

Motor  kullanmak  ise,  yaşamınızın  kontrolünün  yüzdeyüz  kendi  elinizde  olduğunu  bilmek,  herşeyi  görebilmek,  yol  güzergahınızı  ona  göre  planlamak,  tüm  duyularınızla  ve  bedeninizle  canlı  ve  aktif  olmanız  demektir. 

Bu  enerjide  bir  yaşamın  kendisi  macera  değil  midir?

posted under Genel | No Comments »

Uzun süredir elim hiç bir şey yazamazken, artık yazabilme umuduyla sevgili Düşhekimi’nden bir alıntı

Şubat22

Ne  “yaz”ınız  bitsin,

ne “yazı”nız  ertelensin.

İşlesin  ve  ışıldasın  kaslarınız,  yüreğiniz,  bisikletiniz;

sevdiğinizle  yada  yalnız,  zorlu  yollara  düşeceksiniz.

Sevdiğiniz  gelmeyebilir;

geleceğin de  gelmeyebileceği  gibi.

Bu  yüzden  asla  demeyin: ” ileride  belki…”;

yaşamın  her  alanında  ya ” hiç”,

ya  da  “hemen  şimdi…”

    Düşhekimi  Yalçın  ERGİR

posted under Genel | No Comments »

Marianne Williamson’dan en derin korkumuz üzerine

Aralık30

En derin korkumuz yetersizliğimiz değildir. En derin korkumuz ölçülemez gücümüzdür. Bizi en çok korkutan karanlığımız değil, ışığımızdır. Kendimize sık sık sorarız; Ben Kim oluyorum ki, dahi, harika, yetenekli, olağanüstü olacağım?
Aslında, kim olmayacaksınız?
Siz Tanrının bir çocuğusunuz. Küçük oynamanızın dünyaya bir yararı olmaz.İnsanlar yanınızda kendilerini güvensiz hissetmesinler diye ürkek davranmanın, bilgece hiç bir yanı yok. Hepimiz parlamayı amaçlıyoruz, tıpkı çocuklar gibi. Tanrının içimizdeki ihtişamını hayata geçirmek için doğduk. Bu ihtişam sadece bazılarımızda olan bir şey değil; hepimizde mevcut. Kendi ışığımızın parlamasına izin verdikçe, farkında olmadan başkalarının da aynı şeyi yapmasına neden oluruz. Kendi korkumuzdan kurtulduğumuz zaman, varlığımız kendiliğinden insanları da özgürleştirir.

posted under Genel | No Comments »

Çocuğuma Diş Fırçalama Alışkanlığını Nasıl Edindirebilirim, Dişlerimi Nasıl Fırçalamalıyım?

Aralık29

Dişlerimizi en az günde iki kez; biri gece yatarken, diğeri benim kişisel görüşüm olarak kahvaltıdan önce olmak üzere fırçalamalıyız. Bu alışkanlığı ne kadar erken yaşta edinmişsek ağız ve diş sağlığımızı korumaya o kadar erken başlamışız demektir. Bu yüzden çocuklarımıza diş fırçalama alışkanlığını dişleri ağzında görülmeye başladığı andan itibaren geliştirmeye başlamalıyız. Bana göre en iyi eğitim şekli öykünme yöntemiyle gerçekleşir. Bu yüzden çocuğumuza her konuda olduğu gibi, diş fırçalama konusunda da rol model olmalıyız. Çocuğumuz altı aylık iken ilk alt ön keser dişleri ağızda yerini alır ve üç yaşına kadar diğer dişler de onları takip ederek yirmi adet süt dişi tamamlanır. Tabii ki süt dişlerinin tamamlanmasını beklemeden fırçalamaya başlamamız gerekiyor. Üç yaşına kadar çocuğumuzun dişlerini ya macunsuz yada 0-3 yaş aralığında kullanıldığını üzerinde belirten bir diş macunundan bezelye tanesinin yarısı hatta daha azı sürülerek fırçalanmalıdır. Çocuğumuz kendi adını yazabilene kadar motor kasları gelişmediği için ( genellikle altı yedi yaş civarı ), dişlerini kendi başına yeterince fırçalayamaz. Bu yüzden anne, baba veya bakımını üstlenen kişi çocuğun dişlerini fırçalamalı. Çocuk kendi isteğini tatmin etmek için kendisi de fırçalamalı, ancak akabinde bir yetişkin fırçalamayı mutlaka tamamlamalı.
Rol model oluşturmak için; ebeveyn çocukla lavaboya gidip, onu kendisini rahatça izleyebileceği bir yere güvenli bir şekilde oturtabilr. Önce kendi dişlerini fırçalar ve çocuğun onu seyretmesini sağlar. Sonra çocuğun fırçasını alarak, çocuğun dişlerini de fırçalar ve sonra çocuk isterse onun da kendi başına fırçalamasını müsaade eder. Günde iki kez tekrarlayacağımız bu rutinle çocuğumuzun dişlerinin ve bakımının farkındalığını sağlamış oluruz. Ancak okul yaşına gelmiş çocukların kendi başlarına fırçalamalarına güvenebiliriz, fakat zaman zaman kontrol etmeyi mutlaka ihmal etmemeliyiz.
Çocuklarımız için seçeceğimiz fırça yaşına uygun, kıl uçları yuvarlatılmış kaliteli fırçalar olmalı. Dişlerimizi fırçalarken dişetlerimizden başlayacağımız için fırçanın kılları dişetlerimizi acıtmamalı. Aksi takdirde canımız yandığı için reflex olarak dişetlerimize değmekten kaçınırız ve bu da yetersiz diş fırçalamamıza neden olur. Biz dişlerimizi fırçaladığımızı zannederken ağzımızda yeni çürüklerin oluştuğunu fark edemeyiz bile.
Dişlerimizi fırçalarken kullandığımız diş macunu da önemlidir. Üç yaşından sonra kullandığımız macun , yeterince florid içermeli, kaliteli ve bilinen, çalışmaları yapılmış bir diş macunu olmalı.
Şu anda biz hekimlerin bile aklını karıştırabilecek çeşitlilikte diş macunu mevcut. Biz de bunların içeriğini okuyarak karar verebiliyoruz. Dişhekimlerimiz bunların içeriğine ve hastanın diş yapısına göre tavsiyelerde bulunmaktadır.
Dişlerimizi dişetlerimizden başlayarak, fırçamızı kırkbeş derecelik açıyla dişetlerimize yaslayıp, kırmızıdan beyaza süpürme hareketi ile, her fırça boyu kadar bölgeyi on kez fırçalamalıyız. Alt ve üst dişlerimizi ayrı ayrı ve dişlerimizin tüm yüzeylerini fıçalamalıyız. Fırça üzerine süreceğimiz macun bir bezelye tanesi büyüklüğünü aşmayıp, fırçaladıktan sonra çok aşırı çalkalamayıp, dişlerimizin bir parça macunlu kalmasına izin verebiliriz.
Fırçalamaya başlarken fırçayı ıslatmak şart değil, hatta mümkünse ikinci bir fırçamız olabilir.Bu kadar itinalı diş fırçalama günde iki kez yeterli olmakla birlikte, aralarda istenilen durumlarda daha çabuk bir fırçalama yeterlidir. Tabii ki sadece fırçalama değil, dişlerimizin ara yüzeylerini korumak için diş ipi de kullanmamız gereklidir.
Sağlıklı, güzel gülüşlü günler dileğimle…

posted under Genel | No Comments »

ÇOCUĞUMUN DİŞİ KIRILDI NE YAPMALIYIM?

Aralık17

Maalesef tüm anne ve babaların korkulu rüyalarından biridir. Sekiz yaş itibarıyla sürmeye başlayan üst kesici dişler, birazda çocuğun çene yapısı nedeniyle normalden daha dışarıda konumlanıyorsa, havuzda, oyunda yada spor karşılaşmalarında her an risk altındadır. Çocuğun kontrolsüz düşmelerinde ağzını sert bir zemine çarpmasıyla, dudaklarda yaralanmalarla birlikte, çoğunlukla ön kesici dişlerde kırıklar meydana gelir. Hatta bazen bu dişlerden birinin tamamen yerinden çıktığı da görülebilir.
Hiç birimizin başına gelmemesini temenni edeceğimiz bu gibi durumlarda ne yapacağımızı da bilmeliyiz.
Eğer diş tamamen yerinden çıkmışsa, dişi bulup mümkünse serumla(izotonik solüsyon) yıkayarak, yine serumun içinde muhafaza ederek veya süt içinde muhafaza ederek en yakın dişhekimine çocukla birlikte ulaştırmalıyız. Eğer şartlar serum veya süt bulmaya uygun değilse, dişi çocuğun dil altında ( tabii çocuk bu dişi yutmayacak kadar büyükse) muhafaza ederek dişhekimine ulaşmalıyız. Böyle bir durumda yapılacak en büyük hata; dişi veya diş parçasını bir kağıt peçeteye yada beze sararak, kurutarak muhafaza etmektir. Bu dişin çevresindeki canlı liflerin ölmesine sebep olacak ve dişin yada parçanın yerine tekrar yerleştirilmesini imkansız hale getirecektir. Uygun şartlarda muhafaza ettiğimiz dişte eğer kök kırığı yoksa dişhekimimiz, bu dişi temizleyerek, tekrar çıktığı yere yerleştirebilir. Devamında kontrollere mutlaka gidilmelidir. Çünkü diş yerine sabitlense dahi, daha sonra kanal tedavisi gibi başkaca tedavilere ihtiyaç olabilir.
Dişlerde sadece kırılmalar varsa, kırılan parçalar çok küçük değilse ve eğer bulunabiliyorsa bunlar da toplanmalı ve yine aynı şekilde, serumda,sütte veya ağız ortamında yada temiz kaba konularak, en yakın dişhekimine ulaştırılmalı. Pek çoğumuz bilmeyiz ama çok küçük parçalı kırık değilse bu parçaların tekrar koptuğu yere yapıştırılması mümkündür. Belki zaman zaman travma tekrarıyla kırık tekrarı da yaşanabilir ama aynı şekilde parçalar yeniden yapıştırılabilir. Çocuk büyüyene kadar bu şekilde dişin bütünlüğü korunarak, erişkin olduğunda da lamina gibi alternatif tedaviler düşünülebilir. Yapıştırma sonrası kontroller asla aksatılmamalı, çünkü dişlere gelen travmalar sonrasında dişler görünürde herhangi bir kırık olmasa dahi, dişin kök ucunda, dişi besleyen damar sinir paketinde olası bir kopma sonucu dişte kanal tedavisi yapılması zorunluluğu ortaya çıkabilir.
Bazen de kırık parçalar bulunamayabilir yada yapıştırılamayacak kadar ufak parçalı kırık olabilir. O zaman da dişhekimimiz dişin devamını beyaz dolgularla tamamlayabilir. Devamında yine kontroller aksatılmamalı, dişin canlılığını koruyup korumadığı kontrol edilmeli. Kök ucunda travma nedeniyle damar sinir paketinde kopma olmuşsa, dişin beslenmesi bozularak, dişte renkleşme ve kök ucunda enfeksiyon gelişebilir.
Tüm bu tedavilerden sonra altı ayda bir kez mutlaka dişhekimimize kontrol için gitmeli ve dişhekimimiz gerekli görürse radyografik kontrolünü yaptırmalıyız.
Dişlerimizle ilgili yaşayacağımız tüm travmalarda, kırık oluşmasa dahi dişhekimimize kontrole gitmeliyiz.
Kırıksız, çürüksüz, sağlıklı, güzel gülüşlü günler dileğimle…

posted under Genel | No Comments »

Dişeti Sağlığı ve Gingivitis

Aralık17

Ağız sağlığımız da, sadece dişlerimizin çürüksüz ve sağlıklı olması yeterli olmaz, dişlerimizi çevreleyen dişeti dokumuzun da sağlıklı olması gerekir. Sağlıklı bir dişeti dokusu açık pembe renk ile kendini belli eder. Sağlıksız dişeti dokusu ise dişetlerinde ödem ve kılcal damarların genişlemesinden dolayı şişlik ve kırmızı renk ile kendini belli eder. İlerlemiş olduğu safhaya göre çeşitli isimler almakla birlikte, genel adı gingivitisdir.
Dişetlerimizin de sağlığı, genel sağlığımızda olduğu gibi bir çok etkene bağlıdır. Ve birkaç etkenin bir araya gelerek oluşturduğu kombinasyonla dişeti hastalığı ortaya çıkar. Birinci etken; her zaman olduğu gibi bakterilerdir. Ve çürük oluşturan bakteriler ile dişeti sağlığımızı bozan bakteriler farklıdır. Yani hiç çürüğü olmayan bir ağızda dişeti hastalığı olabilir. Bu bakterilerin hastalık yapıcı gücü de önemlidir ve kişiden kişiye değişebilen bir hastalık riski oluşturur. İkinci etken, dişlerin fiziksel şekillerinin gıda birikintisine, dolayısıyla bakteri plağı birikimine müsait olmasıdır. Üçüncü etken, dişlerin dizilimi nedeniyle gıda ve bakteri plağı birikimine müsait ortam oluşturmasıdır. Bu durum dişlerin sıkışık bir düzende olmasından kaynaklanabildiği gibi, diş kayıpları nedeniyle dişlerde oluşan devrilmelerden de kaynaklanabilir. Dördüncü etken, beslenme şekli ve beslenmede tercih edilen gıdaların içerdiği lif oranıdır. Yediğimiz yiyeceklerin lif oranı ne kadar yüksekse, dişlerin ve dişeti üzerinde birikimi o kadar az olacağı gibi, hatta biz onu öğütürken dişlerimizin temizlenmesine dahi yardımcı olur.
Bu durumda, dişlerimiz gıda birikimine müsaitse, ağzımızda bakterinin olmaması zaten mümkün değil, her zaman normal flora içerisinde dahi bu bakteriler bulunmaktadır, lifli gıdalar yerine dişlere yapışan gıdaları tercih ediyorsak ve bir de dişlerimizin mekanik temizliğini ihmal ediyorsak dişeti sağlığımızın iyi olması mümkün değildir. Mutlaka şiş, kırmızı, kanamalı ve maalesef kendimizden ziyade çevremizi rahatsız eden bir ağız kokusuna sahibiz demektir.
İlk yazımdaki, güzel bir gülüşe sahip olmanın yolu sağlıklı beyaz dişlere sahip olmanın yanında, sağlıklı bir pembe estetiğe de sahip olmaktan geçer. Bunu korumanın birinci şartı çok iyi bir ağız diş temizliği yapmaktır. Çok iyi sağlanmış bir ağız diş temizliği ile yukarıda saydığım dört etken bir arada dahi olsa dişeti hastalığının oluşmasını önleyebiliriz.
Bazılarımız doğuştan çok iyi bir diş yapısı, formasyonu ve dizilimine sahip olarak, düzgün bir beslenme alışkanlığına sahipse, belki ağız diş temizliğine çok önem vermiyor gibi görünse de çok uzun yıllar hatta belki de ömür boyu pek fazla kayıp vermeden kendi dişleriyle yaşamını sürdürebilir. Ama malesef ki zaman zaman şehir efsanesi gibi duyduğumuz bu şanşlı kişilerin sayısı çok ama çok azdır.
Bu yüzden, günde iki kez fındık büyüklünde uygun bir diş macunu ve diş fırçasıyla, gece yatarken ve sabah dişetlerimizden başlayarak süpürme hareketi şeklinde dişlerimizin tüm yüzeylerini temizlemeli, dilimizi de arkadan öne doğru fırçalayarak, ağzımızdaki gıda artıklarından ve dolayısıyla oluşmuş ve oluşabilecek bakteri plağından kurtulmuş oluruz. Günde bir kez dişipi kullanımı ile dişlerimizin ara yüzeylerini korumuş oluruz. Bunun yanında koruyucu gargaralardan da faydalanabiliriz. Piyasada satılan ağız duş suları günde bir kez veya iki günde bir kez, dişler fırçalandıktan sonra kullanılabilir. Ancak iyi bir ağız diş temizliğine rağmen ağız diş sağlığını koruyamayan hastalarımız için önerdiğimiz antiseptik içeren gargaralar vardır. Bunların kullanımı hastanın yaşına ve hastalığının durumuna göre değiştiği için hekime danışmadan kullanılmamalıdır.
Sağlıklı, güzel gülüşlü günler dileğimle…

posted under Genel | No Comments »

MUTLULUĞUMUZDA AĞIZ VE DİŞ SAĞLIĞIMIZIN ÖNEMİ

Aralık17

Yaşamımızın amacı mutlu olmak, mutlu etmektir. Yaşam bir bütündür ve biz bu bütünün içerisinde kendimizi ne kadar tam ve iyi hissediyorsak, o kadar mutluyuzdur. Mutlu olan insanlar güler, gözlerinin içinin güldüğü gibi. Ve gülen insan güzeldir. Mutluluğun paylaşımı gülüşlerin, gülümsemelerin paylaşımı ile olur.
Güzel bir gülüşe sahip olabilmenin olmazsa olmazı, temiz ve sağlıklı dişlere sahip olmaktır.
Buna sahip olmanın yoluysa, günde iki kez sabah ve akşam olmak üzere, ağzımıza uygun bir diş fırçasının üzerine bir nohut büyüklüğünde uygun bir diş macunu ile birlikte, dişetlerinden başlayarak dişlerimizi fırçalamak ve diş araları için diş ipi kullanmaktır. Hele küçük yaşta edinilmiş fırçalama ve diş ipi kullanımı alışkanlığı ömür boyu sağlıklı bir şekilde, kendi dişlerimizi kullanabilme olasılığını yaratır bize. Toplumuzda zannedildiği gibi, ilerlemiş yaşlarda protez kullanımı bir kader değildir aslında. Bu gün sahip olduğumuz teknik imkanlarla, implant desteği ile ağızda oynamayan protezler mümkünse de, sonuçta karşımıza çıkan ekonomik maliyet oldukça yüksektir. Bu durum da bir çoğumuzu oldukça mutsuz eder.
Yılda iki kez dişhekimi kontrolünden geçerek, mevcut durumun tespiti ile olması muhtemel çürük ve problemlerin önlemini alabilir, hatta engel olabiliriz.
Ağız diş temizliğimize gereken önemi verdiğimizde, dişlerimizin sağlığının devamını sağlamakla kalmaz, ağzımızda mevcut protez ve dolguları yıllarca sorunsuz bir biçimde kullanabiliriz.
Hepimiz genellikle sağlığımızı kaybettikten sonra kıymetini anlar ve çaresini aramaya başlarız. Oysa doğrusu, sağlığımızı sağlıklı haliyle korumak amacımız olmalı.
Dişlerimizden birinde bir çürük yada kırık oluşumu durumunda, yemek yerken yaşadığımız rahatsızlıkla birden dişlerimizin sağlığının önemini hatırlarız. İçimizi tedavi sırasında canımız yanarsa diye bir dişhekimi korkusu kaplar. Oysa yaptıracağımız ara kontrollerde mevcut problemler erken yakalanmış olacağı için, tedavisi de çok daha kolay, ağrısız ve ekonomik olacaktır.
Çocuklarımızın dişleri, sağlığı sağlıklıyken koruma amaç edinildiğinde çok daha önem kazanmaktadır. Çocuklarımız mutlaka çok küçük yaşlarda dişlerinde hiç bir problem yokken dişhekimiyle tanıştırmalı ve kendisine ağız ve diş temizliğinin önemi anlatılmalıdır. Bu anlatımın en kolay yolu da, kendimizin onlara örnek olmasıdır.
Paylaşabileceğimiz güzel gülüşler için, sevdiklerimiz ve dostlarımızla yediğimiz yemeklerin tadına varabilmek için, ağzımızdan başlayan sağlığımızı korumak için ağız ve diş sağlığımıza gereken önemi vermeliyiz.
Güzel gülüşlü günler dileğimle…

posted under Genel | No Comments »

Aşk ve Matematiğin Gizemi (bir dost mailden alıntı)

Aralık14

Kanuni Sultan Süleyman’ın kızı Mihrimah Sultan on yedisine bastığında;
iki kişi onunla evlenmek ister. Mihrimah , yani Mihrü Mah; Farsca’da
“Güneş ve Ay” anlamına gelir.
Kızla evlenmek isteyenlerin biri Diyarbakır Valisi Rüstem Paşa,
diğeriyse Mimar Sinan’dır. Padişah kızını Rüstem Paşa’ya verir.
Koca Sinan evlidir; ellisindedir ve de Mihrimah Sultan’a deliler gibi aşıktır !
Gerçi sevdiğine kavuşamamıştır ama , aşkını olanca güzelliğiyle
sanatına yansıtmıştır.
Üsküdar’a Saray’ın isteğiyle elbet — 1540 yılında Mihrimah Sultan
Camii’nin temelini atar ve 1548′de bitirir. Camiyi yaparken eserine
sanki “etekleri yerleri süpüren bir kadının” dış çizgilerini verir.
Derken , ilk kez padişah fermanı olmaksızın Edirnekapı’da pek
kimselerin uğramadığı ıssız ama İstanbul’un en yüksek tepelerinden
birine , ikinci bir eser yapmaya koyulur Mihrimah Sultan’a.
Cami küçücüktür. Minaresi otuz sekiz metredir; bir adet incecik
kubbesi üzerindeyse yüz 61 pencere; camiin iç güzeliğini aydınlatır.
İçerdeki sarkıtlar ve minare, kenarlarındaki işlemeler Mihrimah
Sultan’ın topuklarını döven saçlarını anımsatır insana. İşte aşka
adanmış iki eser.
Şimdi gidin Edirnekapı ve Üsküdar’daki camileri aynı anda
görebileceğiniz bir yer seçin Ve 21 Mart’ta; yani geceyle gündüzün
eşit olduğu günde seyreyleyin. Unutmadan, 21 Mart Mihrimah Sultan’ın
doğum günüdür.
Göreceğiniz manzaraysa şudur : Edirnekapı camiinin tek minaresi
ardından tepsi gibi kıpkırmızı güneş batarken , Üsküdar’daki camiinin
ardından ay doğar!
Mihrü Mah eşittir Güneş ve Ay…

posted under Genel | No Comments »

Gecikmiş Bir “Eylül’de Deniz” Yazısı

Kasım27

Oldum olası denizi sevmişimdir aslında. Ama hiç bu kadar içimde hissetmemiş, hiç bu kadar içinde yaşamayı istememiştim. Son günlerde kızımla deniz manzaralı bir ev hayali içindeyiz. Deniz manzaralı bir ev düşlerken birden “acaba denizin içinde yaşayabilir miyiz?” fikri canlandı. İlk hangimizin ağzından çıktı, bilmiyoruz. Ama ikimiz de aynı anda aynı şeyi düşündük.
Bir deniz manzaralı ev fiyatına, bir tekne hatta catamaran alınabilirdi.
Az, öz, kaliteli ve mutlu bir yaşam; neden olmasındı.
Soğuk ve fırtınalı havalarda, nasıl olsa sığınabileceğimiz çok sayıda sıcak dost yuvalar mevcuttu.
Ne keyifli bir düş; anlatımı, paylaşımı ayrı bir keyif.
Ben tutkularım ve hobilerim için uzakta bir zaman dilimi belirleyemiyorum. Bir şey aklımı çelmişse, hemen uygulamaya geçip,olabilirliğine bakıp, bunu bir yaşam biçimim haline getirmeye çalışıyorum.
Yaptığım araştırmalara göre, bu işin kısa vadede gerçekleşmeyeceği ortada. Ekonomik ve stratejik sorunlar haricinde, bir anne kızın teknede kendi başlarına yaşıyor olması fikri için, muhtemel denizcilik camiasında bile bir lobi faaliyeti gerekecek. Malesef pek çok konuda olduğu gibi denizcilik te hala erkek egemen bir konu.
Ama bu gün, kendi diş tedavim nedeniyle Kadıköy’e arkadaşım Hayrettin’in muayenehanesine deniz otobüsüyle gittim. Gidişte ve dönüşte deniz muhteşemdi. Hele Kulağımda Fikret KIZILOK ve Bülent ORTAÇGİL’ den “Düşler”i dinlerken;
neden olmasın ki….

posted under Genel | No Comments »
« Older Entries